Göker Can Yılmaz

8½ (1963)

Posted in Filmlerim by gokercy on Temmuz 12, 2008

 

“Sevgililerim… Mutluluk, kimseyi incitmeden doğruları söyleyebilmektir.”

Sinema neden yıllardan beri vazgeçilmez bir sanat dalı? Yıllar geçtikçe bazı görsel sanatlar eski etkileyiciliğini ve çekiciliğini kaybettiyse de insanlar için, en azından geneli için konuşursak, sinema gün geçtikçe güçlendi. Günümüzde sinema kadar insanları birbirine yaklaştıran bir de futbol var ki o da bambaşka bir fenomen. Sinema neden diğer görsel sanatlar gibi bireysel bir çabaya indirgenmeksizin, kitleler üzerindeki etkisini bu denli koruyabildi? Sanırım bu sorunun birkaç kitaba sığacak cevabını şöyle özetleyebiliriz: 8½ gibi filmler sayesinde!

“Ama bu karmaşa ”ben”im!

Ben benim olmak istediğim değil.

Ve artık korkmuyorum.

Gerçeği söylemekten,

bilmediğimi,

aradığımı henüz bulamadığımı

söylemekten.

Yalnızca bu şekilde canlı

olduğumu hissediyorum.

Ve sadık gözlerine utanç

duymadan bakabiliyorum.

Bir şenliktir hayat.

Birlikte yaşayalım!” 

Çünkü sinema görselliğin yanında, işitsel ve “iç”selliğin doruklarında gezinen 7. sanat dalıydı. İnsan her zaman istediğini, aradığını beyazperdede bulabilirdi. Tıpkı Federico Fellini’nin başyapıtı gibi. Yüz yirmi dakika sizi düşündürüp, kafanızı karıştırıp, “Yok artık, bu kadar da basit bir düşüncenin filmi olmamalı bu izlediğimiz.” dediğiniz anda o basit durumla fark ettirmeden sizi vuran bu film zamanında nasıl bir etki yarattı bilmiyorum (Kazandığı en iyi yabancı film Oscar’ı dışında.). Ancak şu bir gerçek ki hem sinemasal hem de düşünsel olarak 1963′te çekilmiş bu filme saygı göstermemek imkansız.

- Yaklaşık kaç sahnesi olacak?

- Ne anlamda?

- Kaç sahnesi olacak?

- Beş.

- Sadece beş mi?

- Belki altı ya da yedi de olabilir.

- (!)

Filmin konusu çok basit: İlham perileri uçup gitmiş başarılı bir yönetmenin yeni bir film çekimine başlaması ve bu başlangıcın gittikçe ızdırap verici bir hal alması. Fellini üzerinden kendini anlattığı Guido’yla özel hayatının gizli saklı kalmış sırlarını ve kadınlarını içten bir şekilde ifşa ediyor.

Filmin en güzel sahnelerinden biri de Guido’nun hayalinde kurduğu haremi. Hayatına girmiş tüm kadınlar etrafında ona hizmet ediyorlar. Karısının herşeye “Evet.” dediği, platonik aşıklarının banyodan sonra üstüne pudra serptikleri, yaşlanan sevgililerini kendi koyduğu kurallara göre üst kata “sürgüne” gönderdiği bir harem bu. Bir acayip yani, ama harika bir sekans, filmin bilinçaltı patlamalarından bir tanesi. 

Yönetmenin yaşadığı ikilemler, çıkmazlar, dehlizler büyüdükçe büyüyor ve kendi hayatını özetlediği bir sahne gösterisine dönüşüyor bu film. Hayatına giren bütün insanlarla dans ederek kaybolup gidiyor Guido filmin sonunda.

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.