Yedinci Mühür (1957)

- Sen de kimsin?
- Azrail.
- Benim için mi geldin?
- Epeydir yanındayım.
- Evet, farkettim.
- Hazır mısın?
- Bedenim hazır, ama ben değilim!
Büyük taşlarla örülmüş sahile vuran dalgaların ucunda yatan şövalyedir Ölüm’e karşı gelen. Film bu sahneyle başlar. Birdenbire sahneye giren beyaz yüzlü kapkara Ölüm Meleği belki de filmin anafikrini ilk andan beri bizlere anlatmaktadır: Ölüm her an karşınıza çıkabilir! Fakat o anda, ölüm tam da kutsal topraklardan yeni dönmüş haçlı şövalyesi Antonius Block’un karşısına çıktığında, şövalyenin tutumu Ingmar Bergman’ın dinsel sorgusunun başlangıcıdır. Yılların yıprattığı bir savaşçının din adına yürütülen bir savaşta, daha önce göremediği Tanrı’ya ve O’nun herşeyi bir arada tutan gücüne olan sorgusuyla aktarılır bu. Bedeni hazır ama düşünceleri ölüme hazır olmayan Block bu soruların cevaplarını bulabilmek için, Azrail’e sonu belli olmayan bir satranç maçı teklif eder. Sinema tarihinin efsane sahnelerinden birisidir bu, Azrail ve şövalye taşların üstüne kurdukları satranç tahtasında siyah beyaz bir oyuna başlarlar.
Block: Siyah taşlar senin.
Azrail: Sence de uygun değil mi?
Şövalyenin yardımcısı, Jöns, şövalyenin aksine bu konuyu fazla irdelememektedir (Bu onun Kenan Işık’a benzerliğini irdelememizi engelleyecek kadar ciddi bir sorun değildir.). O’na göre belki de “hiçlik” bu gücün temelidir. Kadın düşmanı ve ağırbaşlı Jöns belki de filmdeki en önemli karakterdir. Çünkü hiçbir şeyi bilemediğimiz bu düşünceler karmaşasında bu adamın düşündükleri bile doğru olabilir. Doğru olmasa bile dert değildir, kafası rahattır. Bir hana girdiğinde hancıyla yaptığı konuşma belki de bunu en güzel anlatan sahnedir.
(Hancı duvara ölümle ilgili korkunç bir resim yapmaktadır.)
Hancı: Neden bu resimlerde insanları mutlu gösterirler? Onları böylesine korkutmak daha iyi bir fikir.
Jöns: O zaman gözlerini kapatırlar ve bakmayı reddederler.
Hancı: Bakarlar! Bir kurukafa çıplak bir kadından daha dikkat çekicidir.
Jöns: Eğer onları korkutursan…
Hancı: O zaman düşünürler!
Jöns: Ya sonra?
Hancı: Daha fazla korkarlar!
Block ve Azrail’in satranç oyunları yarıda kalmakta ve sonra tekrar devam etmektedir. Bu sıralarda İsveç’te Avrupa’yı saran “Kara Ölüm” veba kol gezmektedir; Azrail’e çok iş düşmektedir (Gerçi filmin bu noktada bir tutarsızlığı mevcut: Ortadoğu’ya son Haçlı Seferi 1291 yılında sona ermişti ve büyük veba salgını Avrupa’da bundan en az 60 yıl sonra 14. yüzyılın ortalarında başgöstermişti. Şövalyemiz de bu seferden döndüğünde ülkesi İsveç’i veba salgını altında buluyor…). Block satrancın yarıda kaldığı zamanlardan birinde Jof ve Mia’yla tanışır, ki bunlar filmin en insancıl karakterleridir ve o kadar karanlığın içinde umut unsurunu filmden dimağımıza aktaran neşeli yerel aktörlerdir. Çocukları Mikael’le birlikte neşe saçmaktadırlar etraflarına. Block bu insanlarla geçirdiği bir anda bu umudu sözlere dökecek, gerçekten asıl umudun değerlerini ve sevgisini kaybetmemiş insanlıkta yattığını anlatacaktır. Bu yüzdendir ki satranç oyununda Azrail kazanmak üzereyken, kendisiyle birlikte Jof ve Mia’nın da canlarını alacağını söylediğinde onları kurtarmak için hile bile yapacaktır.
Block’un idama götürülen ve içine şeytanın girdiği söylenen lanetlenmiş kıza bile ölüm, yaşam ve şeytanla ilgili sorular sorması onun Tanrı ve görünmeyene ait bilgiye açlığının diğer bir göstergesi.
Jöns: Şimdi bu kıza kim bakacak? Melekler? Tanrı? Şeytan? Ya da sadece hiçlik mi?
Sonunda bu şövalye uzun zaman sonra şatosuna dönmeyi başarır ve sadık eşini kendisini beklerken bulur. Hep birlikte büyük usta Azrail’in kollarına teslim olurlar, belki de sonsuz bilgiye doğru bir yolculuk için! Jof ve Mia ise halen tüm saflığıyla hayatı temsil etmektedirler. Azrail’in bu ölüm dansı onlar için ufuktaki buğulu bir hayalden farksızdır.
